|
Hanım ve Bey Arkadaşlarım;
Bana huzuru nezihanenizde söz söylemek fırsatını
bahşettiğinizden çok bahtiyarım. Bunun izin size sureti
mahsusa da teşekkür ederim. Derekap ilave etmeliyim ki,
İnebolu’nun muhterem halkı beni çok samimi kabul etti;
hakkımda kalbi tezehüratta bulundu. Bunun bende tevlit
ettiği memnuniyet hislerini Belediye Dairesinde ve
Hükümet Konağında bilvesiyle söylemiştim.Fakat burada
huzurunuzda bir defa daha bu memnuniyetimi ve samimi
teşekküratımı ifade etmek benim için çok zevkli bir
vazifedir. Müsaadenizle onu ifa edeyim ;
Arkadaşlar, ben sevgili memleketimizin hemen bütün
aksamını gezdim, gördüm. Bütün vatandaşlarımızın büyük
kitleleriyle yakından temas ettim. Bütün bu candan
temasların bende bıraktığı silinmez hatıratı hürmetle
yad ve tezkar ederken, beyan etmeliyim ki bu havalide
Çankırı ve Kastamonu havalisinde ilk defa olarak seyahat
ediyorum. Samimi arkadaşlar bu havaliyi yakından görmek
benim için mukaddes bir emel halinde idi. Bu emel
şüphesiz memleket ve millet vezaifini vukuflu ifa
noktainazarından aynı zamanda bir vazife idi. Onun için
vilayet namına Ankara’ya gelen heyeti muhteremenin vuku
bulan davetine memnuniyetli ve derhal icabet ettim. Bu
noktada güzel ve yüksek bir tecelliyi ifade etmek, benim
için çok medarı iftihar olacaktır. Benim şu veya bu
sebeple tehir ettiğim mühim vazifeyi millet bana ihtar
etmiş ve yaptırmıştır. Bunu milletin ruhu müşterekindeki
ulviyeti irşadına parlak bir misal olarak zikretmeliyim.
Efendiler; Bu hitap münasebetiyle ufak bir noktayı
tekrar edeyim. "Efendiler” dediğim zaman başka bir yerde
olduğu gibi burada da bunun medlulü hanımefendiler ve
beyefendiler. Efendiler, bu seyahatim ne isabet oldu,
vasi ormanlarıyla, müteaddit ve mütenevvi madenleriyle
Türkiye Cumhuriyetinin en mühim servet menbalarını
ihtiva eden bu mıntıkayı yakından görmek benim için ne
kadar istifadeli oldu. Fakat çok yüksek seda ile ifade
etmeliyim ki, bundan daha çok daha kıymetli istifade
bahş olan bu mıntıka halkına yakından temas etmek
oldu.Bütün meşhudatım her noktainazardan beni çok
bahtiyar etmiştir. Çankırı’dan Kastamonu’ya, Ankara’dan
İnebolu’ya kadar bütün bu üçyüzelli kilometrelik
güzergahta, bugün burada samimi huzurlarıyle şerefyap
olduğum muhterem İnebolulularda gördüğüm tenevvür,
yüksek zihniyet ve inkişaf derecesi cidden iftihara
şayestedir. Cidden ehemmiyetle zikre şayandır. Güzel
kalpli kardeşler; bu bariz hakikatın aksini iddia
edenlerin de, mevcudiyetini düşündükçe mütellim
oluyorum. Bu gibiler millete kendi gafletlerini umumi
zannetmek gafleti amikasındadırlar. Kendi dar
zihniyetlerini vahidi kıyası tutarak milleti her türlü
yüksek teceddütten mahrum etmeğe kalkışıyorlar. Milletin
medeniyet ve insanlık yolundaki uzun hatvelerini
durdurmak için adeta çırpınıyorlar. Fakat o gibiler
niçin düşünmüyorlar ki, buna artık imkan kalmamıştır.
Ey memleketini seven ve memleketi, milleti için hayatın
fedadan çekinmemiş bulunan kıymetli vatandaşlar; hep
beraber bütün cihana sarih ifade edelim ki, bunca
inkilabın şuurlu kahramanı olan bu millet , medeniyet
güneşinin bütün hararetini almıştır, masetmiştir. Şüphe
etmeğe mahal var mıdır ki, bu hararetin füyuzatı elbette
emrivaki halinde mütecelli olacak, fışkıracaktır.
Muhterem arkadaşlar, gerçi çok kısa bir zamanda seri ve
kesif denilecek kadar siyasi, idari, içtimai inkilaplar
yaptık. Yaptıklarımızın sü’rat ve kesafetinden ancak
memnuniyetle ve bahtiyarlıkla bahsolunabilir. Çünkü bu
böyle olmasaydı , kurtuluş ihtimali tehlikeye
düşebilirdi. Emniyet etmek muvafıktır ki , ve böyle
yapmak zarureti olduğu içindir ki, böyle yaptık. Artık
bugün her şeyi anladığına kani olduğum muhterem
vatandaşlar size sual tarzında bazı hitaplarda
bulunacağım. Hakimiyetine sahip olan bu milletin başında
bir dakika bile olsun bir sultanı bırakmak caiz olabilir
miydi? Bunu sizden soruyorum (asla , katiyen sesleri).
Benim sevgili kardeşlerim; Fikir ve idrak sahibi
olduğunu büyük hadisat ile isbat etmiş olan bu millet,
Allah’ın gölgesi, peygamberin vekili olduğunu iddia
küstahlığında bulunan halife unvanında ki gafillere
cahillere, riyakarlara vatanında, vicdanında yer
verebilir miydi? Bunu sizden soruyorum (Haşa , katiyen
sesleri). Ey büyük millet, cihan aileyi medeniyetinde
mevkii ihtiram sahibi olmağa layık Türk Milleti,
evlatlarına vereceği hırsı, vereceği terbiyeyi mektep ve
medrese namında birbirinden büsbütün başka iyi nevi
müesseseye takdim etmeğe hala katlanabilir miydi?
Terbiye ve tedrisatını tevhid etmedikçe aynı fikirde,
aynı zihniyette fertlerden mürekkep bir millet yapmaya
imkan aramak abesle iştigal olmaz mıydı? Efendiler,
Türkiye Cumhuriyetini tesis eden Türk halkı medenidir.
Tarihinde medenidir, hakikatda medenidir. Fakat ben
sizin öz kardeşiniz, arkadaşınız, babanız gibi haber
vermeye mecburum ki medeniyim diyen Türkiye Cumhuriyeti
halk; fikriyle, zihniyle medeni olduğunu isbat ve izhar
etmek mecburiyetindedir. Medeniyim diyen Türkiye
Cumhuriyeti halkı aile hayatiyle, yaşayış tarzıyle
medeni olduğunu göstermek mecburiyetindedir. Velhasıl
medeniyim diyen Türkiye’nin, hakikaten medeni olan halkı
baştan aşağıya vaz’ı haricisiyle dahi medeni ve
mütekamil insanlar olduğunu fiilen göstermeğe mecburdur.
Bu son sözlerimi vazih ifade etmeliyim ki, bütün
memleket ve cihan ne demek istediğimi suhuletle anlasın.
Bu izahımı heyeti aliyenize, heyeti umumiyeye bir sual
tevtihiyle yapmak istiyorum.
-Bizim kıyafetimiz milli midir? (Hayır ,hayır sadaları)
-Bizim kıyafetimiz medeni ve beynelmilel midir? (Hayır
, hayır sadaları)
Size iştirak ediyorum. Hayır, hayır, hayır tabirini
maruz görünüz.Altı kaval üstü şişhane diye ifade
olunabilecek bir kıyafet ne millidir ve ne de
beynelmileldir. O halde kıyafetsiz bir millet? Bu olur
mu arkadaşlar? Böyle tavsif olunmağa razı mısınız
arkadaşlar? (Hayır, hayır katiyen sesleri) Çok kıymetli
bir cevheri çamurla sıvıyarak enzori aleme göstermekte
mana var mıdır? Ve bu çamurun içinde cevher
gizlidir.Fakat anlamıyorsunuz demek müsip midir? Cevheri
gösterebilmek için çamuru atmak elzemdir ve tabiidir.
Cevherin muhafazası için bir mahfaza yapmak lazımsa onu
altından veya platinden yapmak icap etmez mi? Bu kadar
açık bir hakikat karşısında tereddüt caiz midir? Bizi
tereddüde sevk edenler varsa onların humk u belahatine
hükmetmekle hala mı tereddüt edeceğiz? Arkadaşlar Turan
kıyafetini araştırıp ihya eylemeğe mahal yoktur. Medeni
ve beynelmilel kıyafet bizim için çok cevherli,
milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu iktisa
edeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon,
yelek, gömlek, kravat, yakalık, caket ve bittabi
bunların mütemmimi olmak üzere başta siperi şemsli
serpuş, bunu çok açık söylemek isterim:;
''BU
SERPUŞUN İSMİNE ŞAPKA DENİR.''
Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi,frak gibi… İşte
şapkamız. Buna caiz değil diyenler vardır. Onlara
diyeyim ki çok gafilsiniz ve çok cahilsiniz. ve onlara
sormak isterim:
Yunan serpuşu olan fesi giymek caiz olurda şapkayı
giymek neden olmaz ve yine onlara, bütün millete
hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi
hahamlarının kisvei mahsusası olan cübbeyi ne vakit, ne
için ve nasıl giydiler? Bu noktainazara ait beyanatımı
bitirmezden evvel birkaç kelime daha söylemek isterim.
Efendiler, içtimai hayatın mebdei , ukdesi aile
hayatıdır. Aile izaha hacet yoktur ki, kadın ve erkekten
mürekkeptir. Kadınlarımız hakkında , erkekler hakkında
söz söylediğim kadar fazla izahatta bulunmayacağım.
Fakat bu mevcudiyeti ulviyeyi bilhassa huzurlarında
müsamaha ile geçemem. Müsaade buyurulursa bir iki kelime
söyleyeceğim ve siz ne söylemek istediğimi suhuletle
anlayacaksınız. Esnayı seyahatimde köylerde değil
bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın
yüzlerini ve gözlerini çok kesif ve itina ile kapamakta
olduklarını gördüm. Bilhassa bu sıcak mevsimde bu tarz
kendileri için mutlaka mucibi azab ve ızdırap olduğunu
tahmin ediyorum. Erkek arkadaşlar bu biraz bizim
hodbinliğimiz eseridir. Çok afif ve çok dikkatli
olduğumuzun müdrik ve mütefekkir insanlardır. Onlara
mukaddesatı ahlakiyeyi kuvvetle telkin etmek için, milli
ahlakımızı anlatmak ve onların dimağını nur ile,
nezahetle teçhis etmek esası üzerinde bulunduktan sonra
fazla hodbinliğe lüzum kalmaz. Onlar yüzlerini cihana
göstersinler. ve gözleriyle cihanı dikkatle
görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur.
Arkadaşlar, sureti mahsusada telaffuz ediyorum.
Korkmayınız, bu gidiş zaruridir. Bu zaruret bizi yüksek
ve mühim bir neticeye isal ediyor. İsterseniz bildireyim
ki bu kadar yüksek ve mühim bir neticeye vusul için
lazım gelirse, bazı kurbanlar da verelim. Bunun
ehemmiyeti yoktur. Mühim olarak şunu ihtar ederim ki, bu
halin muhafazasında taannüt ve taassup, hepimizi her an
kurbanlık koyun olmak istidadından kurtaramaz. Hanım ve
Bey arkadaşlarım; Size malumunuz olan bir hakikati kısa
bir cümle ile tekrar arzedeceğim; beni mazur görünüz.
Medeniyetin coşkun seli karşısında mukavemet beyhudedir.
O gafil ve itaatsizler hakkında çok biamandır. Dağları
delen, semalarda pervaz eden, göze görünmeyen serattan
yıldırlara kadar her şeyi gören, tenvir eden, tetkik
eden medeniyetin muvacehei kudret ve ulviyetinde kurunu
vustai zihniyetlerle, iptidai hurafelerle yürümeğe
çalışan milletler mahvolmağa veya hiç olmazsa esir ve
zelil olmağa mahkumdurlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti
halkı mütemeddin ve mütekamil bir millet olarak ilelebet
yaşamağa karar vermiş, esaret zincirlerini ise tarihti
namesbuk kahramanlıklarla parça parça etmiştir.
(27
Ağustos 1925) |